Serkan Saritas's Personal Web Page

SERKANADADANLATIYOR

Son Güncelleme : 15/03/2015

Herkese merhabalar,

Bu sayfada, Kanada'dayken yaşadığım ve not etmek istediğim olayları yazacağım, fotoğraflarla da zenginleştirmeye çalışacağım. Düzenli olarak güncellemem zor gibi, yaptığım güncellemeler de başta ortada veya sonda olabilir, bilgilerinize :D

Fotoğraflar için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz. Önceden uyarayım, fotoğraflarda netlik, kalite, perspektif, sanatsallık aramayın, gördüm ve çektim :D

Fotoğraflar (şimdilik çok fazla çevre fotoğrafı yok, yavaş yavaş, gezdikçe, çektikçe ekleyeceğim)

03/01/2015 Cumartesi : Bavullar tamam, hazırlıklar tamam, 2 Ocak Cuma akşamı abimlerde oturuyorum, ertesi sabah 06:30'da İstanbul uçağıyla başlayacak yolculuğum. İstanbul Atatürk Havalimanı'nda 3 saat Toronto uçağını bekleyeceğim, bu esnada Ahmet Yükseltürk ile buluşacağız. Sağolsun saat 22:30 gibi aradı, sabah 06:30'da Ankara-İstanbul uçuşunun görünmediğini söyledi. Biletleri Orbitz üzerinden almıştık, baktım orada 06:30 olarak görünüyor ama THY'nin sitesine baktığımda ya 05:40 ya da 07:00 uçağı var. Hemen aradım THY'yi, onlar da aynı bilgiyi verdi. Orbitz üzerinden online check-in yapmaya çalıştığımda, iki veya daha fazla farklı havayolu firmasıyla uçanların site üzerinden online check-in yapamayacağı yazıyordu; o yüzden ben de hiç uğraşmamıştım. Fakat THY ile telefon görşmem bittikten sonra THY'nin sitesine girdim, rezervasyon numaramla check-in yapmaya çalıştığımda bir baktım bizim uçak 05:40'a alınmış. Orbitz'e biraz gıcık oldum haber vermediği için, sonra aynı şekilde AirCanada'nın İstanbul-Toronto ve Toronto-Kingston uçuşları için de online check-in işlemlerimi yaptım. Bu vesileyle Orbitz-Expedia vb. sitelerden bilet aldığımda check-in işlemlerini nasıl yapmam gerektiğini öğrenmiş oldum.

Gece havalimanına gitmek için kalkınca Orbitz'den gelen iki tane eposta gördüm, kendilerini aramamı gerektiren bir durum olduğundan bahsediyorlardı. Ben de zaten biraz sinir olmuştum bu değişikliği uçağın kalkmasına 2-3 saat kala haber verdiklerini düşündüğüm için, hiç aramadım. Abimle havalimanına gittik erkenden, bavulları teslim edip uçağın kalkış vaktine kadar oturduk. İstanbul'a inince de Ahmet geldi sağolsun, onunla muhabbet ederek vakit geçirdik. Türkiye'deki havalimanlarının gereksiz ve aşırı pahalı fiyat politikasına gıcık olduğum için herhangi bir şey alınmasına karşıyım; fakat Ahmet sağolsun "seninle bir daha karşılıklı çay içişimiz en az 5 ay sonra" dedi ve bardağı 6 liraya çay ısmarladı.

Toronto uçağı yarım saat geç kalktı, uçuş beklenenden 1 saat uzun sürdü; yerel saatle 15:00 yerine 16:30 gibi indim Toronto'ya. Pasaport kontrolü esnasında vize alırken istedikleri bilgileri tekrar sormaları hafif strese sebep olsa da sorunsuz geçti. Bavullarımı teslim alıp gümrükten geçtikten sonra Kingston uçuşu için tekrar teslim ettim. Havalimanında ücretsiz internetle vakit geçirerek 20:55 Kingston uçuşunu bekliyordum. "Freezing rain" yüzünden iptal olan seferler varmış önceki günlerde. Bizim sefer de önce 22:00'ye ertelendi sonra da iptal oldu. Adamlar bir otele yönlendirdiler, söve söve bavulları baggage claim'den alıp otelin servisiyle otele geldim. İlk geceyi onlar karşılıyormuş bir de 20 dolarlık yemek hakkı veriyorlarmış otelde. Otele geldim, iptal edilen uçuşlarda bilet ayarlamak için bir numara varmış orayı aradım; ayın 6'sına kadar boş uçuş yok. Bu arada Serdar Hoca ile irtibattayız sağolsun bayağı yardımcı oldu. Toronto-Kingston otobüsüne baktık pazar sefer yok. Serdar Hoca müsait olursam gelip alabilir miyim diye düşünürken yolların da vahim olduğu haberini görmüş (ilgili haber). Trene baktık o da dolu pazar günü. Hal böyle olunca, pazartesi sabah 06:40 trenine bilet aldık.

04/01/2015 Pazar : Günü otelde dinlenerek geçirdikten sonra akşam otelden çıktım bir şeyler yiyeyim diye. Önceden internetten baktım otelin çok yakınında Tucker's Marketplace var. Bir şeyler alayım dedim marketten. İçeri bir girdim, kapıda çalışan karşıladı, tek misin sorusuna olumlu yanıt alınca bana içeride bir masa gösterdi oturmam için. Bir baktım açık büfe yemek yeriymiş, daha sonra anlattı şurdan şöyle şöyle yemek alabilirsin diye. Fiyatı da soramadım mekandan da çıkamadım, gezindim salata falan aldım biraz tavuk aldım. Sonra başka bir çalışan geldi ne içersin dedi saymaya başladı hızlı hızlı, arada limonata kelimesini duyunca hemen onu seçtim. Birkaç tur daha yaptım yemek için. Bir baktım 30 dolar hesap geldi. Ödedim çıktım, doları lira olarak düşünürsek, o kadar çeşitli açık büfe yemek için 30 TL makul gelmişti gözüme. Fakat daha sonra Serdar Hocaya anlatınca pahalı bir yere gittiğimi söyledi, fazla vermişsin dedi. Fiyatı sorup çıkmak burada garip karşılanmıyormuş. Örneğin İstanbul havalimanında Serdar Hoca ve eşi Kate kahve içeceklermiş, bir bakmışlar kahve 12 lira, eşi hemen demiş kalkıp gidelim, kalkmışlar. Sonrasında söylediği: "Bana kalsa ben kalkamaz içerdim, belki de biz Türkler buradan kaybediyoruz.". Bu olayla iki şey öğrenmiş oldum: ilki Türkiye'deki market ile Kanada'daki market kavramları farklı olabiliyormuş, ikincisi bir yere gittiğinde fiyat sormaktan çekinmemek gerekiyormuş.

05/01/2015 Pazartesi : Sabah 06:40 trenine bindim Toronto'dan, sağ pencereden Ontario Gölü'nü (Marmara Denizi'nden daha büyükmüş) seyrederek ve yolculuk boyunca ücretsiz internetle takılarak saat 09:00 gibi Kingston'a geldim. Hava Toronto'ya göre daha soğuk geldi ilk başta, sağolsun Serdar Hoca karşıladı, eşyaları eve bıraktık. Ardından okula geçtik, kayıt işlemlerine başladım. Sağda solda koştururken üşüyorum tabii, havaya alışmaya çalışıyorum. Fakat bir öğrenci gördüm şort ve parmak arası terlikle rahat rahat dolaşıyordu, ilk gün en çok şaşırdığım olaylardan oldu :s İşlemler bitince Bank of Montreal'e hesap açtırmaya gittik öğleden sonra. Bankadaki görevli kaldığım adresi sordu, "Machar Place, 14" dedim. Görevli ardından sordu Montreal'de mi kalıyorsun diye. Düşünüyorum ben görevli durup dururken niye Montreal dedi diye. Bankadan çıktıktan sonra düşünürken farkettim 14 ve Montreal arasındaki ses benzerliğini, 14'ü Türkçe olarak söylemişim refleks olarak, farkında değilim tabii :D Dönüşte bölümden benim için ayrılan masaya yerleştim. Akşam gelmişken yeni bir ayakkabı almak için çıktık yola, gün boyu yürürken birkaç defa kaymıştım toparlamıştım, en sonunda bir kaydım leğenin üstüne oturdum yere. Allah'tan bana bir şey olmadı fakat bilgisayarın köşesi kırılmış (15, 16). Şeklen sağlam olmasa da işlevsel olarak çalışmasında bir sıkıntı yok bilgisayarda, ki bu yazıyı da kendisini kullanarak yazıyorum. Ardından Columbia'nın outlet mağazasına gittik, kışlık bot-spor karışımı bir ayakkabıyı 48 Kanada Doları'na alınca ve Türkiye'deki fiyatları düşününce insan gerçekten hayret ediyor.

Evde kaldığım odanın fotoğrafları : (1, 2). Fotoğrafları yerleştikten bayağı sonra çektim, odayı da toplamaya üşendim, kanımca çok dağınık değil gibi :D
Evin banyosundan kareler : (3, 4). Eşyaların hepsi evde kalan diğer arkadaşlara ait. Beklendiği gibi tuvalet tarzı taharet musluğu olmayan alafranga... Banyo yaparken de hep karıştırıyorum ikinci haftada alışmaya başladım; soldaki vana sıcak su, saat yönünün tersine açılıyor, sağdaki soğuk su ve saat yönünde açılıyor.
Evin mutfağından kareler : (5, 6).
Evin dıştan görünüşü : (7, 8). Google Haritalar'da "14 Machar Place" diye aratınca da evin kar olmayan bir dönemdeki görüntüsüne ulaşabilirsiniz. İddialara göre nisanda bu görüntüye kavuşacakmışız, bekliyoruz bakalım :D
Bölümdeki masamdan ve grad öğrencilerin çalıştığı yerden kareler : (9, 10, 11, 12, 13, 14). Görüldüğü gibi mutfak ve dinlenmek için koltuklar mevcut. Fakat Bilkent'teki iki kişilik ofisimizin konforu yok. Ayrıca yazıcı ve tarayıcı da biraz eski kalmış ama temel ihtiyaçları gideriyor en azından.

06/01/2015 Salı : Sabah evin yakınındaki duraktan otobüse bindim okula gitmek için. Türkiye'deki otobüslerde sadece belirli yerlerde butonlar vardır sonraki durakta inmek istiyorsan kullandığın. Buradaki otobüslerde cam kenarında oturan yolcular için bir tane tel gerilmiş, onu çekince de aynı işlemi görüyor, bu sayede koridor tarafındakilere ricada bulunmadan kendi işini kendin görebiliyorsun (17). Fakat bu noktada da şöyle bir sıkıntı var. Günün birinde yorgun bindim otobüse, kafamı pencereye yasladım ama bir gariplik var, bir baktım kafam teli germiş duracak ışığı yanmış. Allah'tan inecek varmış o durakta da boşa durmuş olmadı otobüs.

Bölüme gelince keşfe çıktım, binada ne var ne yok diye. Kampüsteki gördüğüm diğer binalarda olduğu gibi kapıların tamamı dışa doğru açılıyor, acil durumlarda kaçışı kolaylaştırmak için, ben de sordum kendime acil bir şekilde içeri girmek gerekiyorsa ne yapacaklar diye :p Kapı kolları, açılma şekilleri farklı, kapılar da normale göre ağır, hepsi metal içerikli olunca, ama zaman geçtikçe alışıyor insan. Örneğin (18) grad masalarından bölüm ortak alanına açılan kapı. Sadece soldaki açılıyor, açmak için de kapı önündeki demire hafif yüklenmek gerekiyor. Bölüm asansörü de farklı geldi, eski ama sorunsuz çalışıyor. Butonları, kapıları insanı geçmişe götürüyor (19, 20). Farklı iki katın butonuna bastığınızda iki kata da götürmesi asansörden beklemediğim bir hareketti, şaşırttı :D

Burada normal kullanım suyu içilebiliyormuş, evdeki suyun tadında sıkntı yok fakat bölümde mutfaktaki suyun tadı çok kötü geldi. Bölümde içme suyu için kullanılan yeri gördüm, kenardaki yere bastırınca su akıyor suyu içiyorsunuz (21, 22). Ortak kullanım alanı olunca pek sıcak gelmedi, başka bir katta sensörlü çalışan ve göreceli olarak kullanım açısından daha sağlıklı bir yer buldum (23, 24).

Canlı olarak ilk defa Toronto Havalimanı'nda gördüğüm pisuvar yapısı burada da var, arada herhangi bir platform yok (25). Ayrıca yine çokça duyduğum, tuvalet kapılarının ve duvarlarının yerden fazla yüksek olduğunu bizim bölümde de görebiliyoruz (26).

Sınıflarda tebeşir kullanılıyor. Tahtaları ders esnasında sık sık silmemek ve önceki yazılanlara daha rahat atıfta bulunabilmek için tahtaları bizim kayan reklam panoları gibi yapmışlar, bu sayede videodaki sınıfta 3 sütun ve 4 satır olmak üzere 12 tahta görebiliyoruz (27, 28, 29; yardımları için Kevser Aktaş'a teşekkürler). Ayrıca yerleştirilen router'lar aracılığıyla bulunduğunuz tüm binalarda Queen's Üniversitesi'nin kablosuz ağıyla internete bağlanabiliyorsunuz.

08/01/2015 Perşembe : Yola çıkmadan önce Orbitz'den gelen iki epostadan bahsetmiştim. Biletleri Sinan Hocanın adına aldığım için, benden bir haber gelmeyince onu aramışlar, verdikleri bir numarayı aramamız gerektiğini söylemişler. Sinan Hocadan haber geldi, hemen öncesinde de baktım bir tane daha eposta yollamışlar. Zaten bu epostayı alınca artık aramak farz olurdu, yolculuğum biteli 5 gün olmuş halen Ankara-İstanbul uçuşundan bahsediyor olamazlar diyerekten. Verilen numarayı arayınca normalde 27sinde olan Toronto-İstanbul seferinin 26sına alındığını öğrendim. Öyle olunca tüm seyahat planını gözden geçirmek gerekiyormuş, ısrarla eposta atmalarının sebebi buymuş :) Bekleme süreleriyle beraber yaklaşık bir saat süren görüşme sonucunda dönüş için uçuş planım değişti. Önceki hali:
27 Mayıs 10:10-11:13 Kingston-Toronto uçuşu (AirCanada)
27 Mayıs 11:14-16:25 Toronto bekleme
27 Mayıs 16:25 - 28 Mayıs 09:25 - Toronto-İstanbul uçuşu (AirCanada) (10 saat uçuş)
28 Mayıs 09:25-11:00 İstanbul bekleme
28 Mayıs 11:00-12:05 İstanbul-Ankara uçuşu (THY)
Değiştikten sonraki hali:
27 Mayıs 17:30-18:35 Kingston-Toronto uçuşu (AirCanada)
27 Mayıs 18:35-20:25 Toronto bekleme
27 Mayıs 20:25 - 28 Mayıs 10:05 - Toronto-Münih uçuşu (AirCanada) (7 saat 40 dakika uçuş)
28 Mayıs 10:05-11:10 Münih bekleme
28 Mayıs 11:10-15:00 Münih-Ankara uçuşu (Lufthansa)
Münih'te bekleme süresi kısa olmuş, öncesinde gecikme olmaz umarım.

17/01/2015 Cumartesi : Bugün QUIC (Queen's University International Centre) tarafından düzenlenen "Little Cataraqui Creek Conservation Area" gezisi vardı. Her taraf bembeyaz, ortadaki göl buz tutmuş, bolca ağaç ve tabii ki de sağlam soğuk vardı. Ne olur ne olmaz diyerekten, öncesinde de hiç tecrübem olmadığı için kayak işine hiç girmeden sadece yürüyüş yaptım. Güzel manzaralar vardı ama eldiveni çıkardıktan sonraki birkaç dakika içinde elde his kaybı başladığı için çok fotoğraf çekemedim. Ayrıca bu tür yerlere kışın gelindiğinde, birkaç kat çorap giyilmesi gerektiğini de, ayaklarımı yürümemi sağlayan garip bir kütle olarak algılamaya başlayınca öğrenmiş oldum. Tahminimce bahar ve yaz mevsimlerinde çok güzel yürüyüş-koşu alanı olur; ağaçların arasında, ara ara göl manzaralı. Ellerimi kaybetmeden çekebildiğim birkaç fotoğraf (30, 31, 32, 33, 34, 35, 36).

Gezi bitiminde şehir merkezine gittik, orada donmuş Ontario Gölü'nden birkaç kare aldım (37, 38, 39, 40). Oturmak için bir mekan ararken, dışarıda bir yere bağlanmış, sahibini bekleyen ama soğukta tir tir titreyen bir köpeği gördük, insan üzülüyor tabii, sahibi niye dışarı çıkarıyor bu soğukta hayvanı...

19/01/2015 Pazartesi : Bir süredir kar yağmadığından ve hava sıcaklıkları da aşırı düşük olmadığından yerdeki karlar kaybolup asfalt görününce, çok az da olsa bisikletler sokağa indi. Kar olmadığı dönemlerde çevredeki bisiklet miktarı oldukça yüksekmiş. Beklentilerimiz en azından iki ay sonra çevrede bolca bisikletli görebilmek yönünde, yoksa soğuklardan sıkıldığımız falan yok :p

Madem bisikletler bile sokağa çıkmış, akşam ben de eve yürüyerek gideyim dedim. Okul ve yakınlardaki kaldırımlarda yürüyüş için belirli bölgeler temizlenmiş, buz falan yok. Fakat okuldan uzaklaştıkça tamamen buzla kaplı kaldırımlar başladı yer yer, oralarda oldukça dikkatli ve yavaş yürüyerek yaklaşık 40 dakikada eve ulaştım. Tahminimce yerlerde kar-buz olmazsa yaklaşık 30 dakikada okuldan eve gidebilirim. Otobüsle yolculuğumun 20-25 dakika sürdüğünü göz önünde bulundurursak yürümek gerçekten daha mantıklı geliyor kulağa. Otobüs çok dolaştığı için ve çok fazla durak olduğu için uzun sürüyor. Mesela benim otobüsle gittiğim yol, yürüdüğüm zaman izlediğim yol ise böyle. Güvenlik açısından sıkıntı olmadığı için gece de olsa rahat bir şekilde yürünebiliyor dışarıda. Ayrıca ara sıra köpek sesleri de duyuyorsunuz, ama buranın soğuğunda kedi-köpek gibi sokak hayvanlarının olmadığını, seslerin evde beslenip yürüyüşe çıkarılan köpeklerden geldiğini bildiğiniz için dert etmiyorsunuz.

22/01/2015 Perşembe : Sabah her zamanki gibi evden çıktım, bluetooth kulaklığımı kulağıma götürürken, soğuğa o da isyan etmiş olacak ki, kırıldı elimde kaldı (41, 42). Kırılan parçasını da bulamadım, birkaç yapıştırma girişimim oldu ama şimdilik sonuçlar başarısız.

Ara ara üniversitede çıkan gazetelere göz atıyorum. Gazetelerden birinde Alma Mater Society (AMS) - Öğrenci Konseyi ile dalga geçen bir sayfa gördüm, cidden farklı ve belki de biraz garip bir espri anlayışları var (43).

25/01/2015 Pazar : Kanada'nın 2015 Ulusal Artistik Buz Pateni Şampiyonası gala gösterisine gittik. Kevser sağolsun, toplamda 5 kişilik ekibimizin kurallar hakkında bilgi sahibi olmasını ve gösteriyi boş yerine kısmen dolu gözlerle izlememizi sağladı. Gösteri öncesinde pist temizlendikçe kullanılmış pistle temiz pist arasındaki farkı anlıyor insan (44, 45). Seyirciler arasında, gösteriye gelmişken boş oturmayayım bari elime örgü alayım diyen bir teyze vardı hemen önümüzdeki sırada (46, 47). Gösteriler başlayınca bazılarını videoya kaydediyordum; sonlara doğru bir görevli geldi ve kayıt yapmanın yasak olduğunu söyleyince şampiyonada birinci ve ikinci olanları çekemedim ne yazık ki, çekebildiklerimden bazıları (makinem çok kaliteli olmadığından ve güçlü aydınlatmanın buzlu zeminde aşırı parlatma yapmasından ötürü kalitede sıkıntılar var, bilginize) (48, 49, 50, 51). Videolarda da göreceğiniz üzere, Kevser anlattıktan sonra daha iyi farkettiğim, artistik buz pateninde seyircilerin yapması gereken bir davranış: Sporcu atlayış yaptıktan sonra yere indiği anda, dengeyi sağlayıp devam etse de, düşüp tekrar toparlansa da, alkışlayarak tebrik etmek.

Gösteri bittikten sonra lavaboya gidince, kötü esprilerin adamı olaraktan çekmeden yapamadım (52) :D

Dönüşte arkadaşların arabasına bindik. Aşırı soğuktan mıdır başka bir sebepten midir nedir, hayatımda ilk defa arabanın camının iç tarafından buz kazındığına şahit oldum (53, 54). Biz yerine göre Ankara'da sabahları arabanın camındaki buzu kazırken sinir oluruz, burada iç taraftan da buz kazındığını görünce halimize şükretmemiz gerektiğine kanaat getirdim.

30/01/2015 Cuma : Serdar Hoca sağolsun, donmuş Ontario Gölü'nü arkama aldığım bir kare (55). Yakın zamanda öğrendiğim bir bilgi, donmuş göl üzerinde yelkenle yapılan bir spor dalı varmış : ice yachting (buzda yelken diyebiliriz belki). Kingston'da Ontario Gölü üzerinde yapılanlardan bir derleme için tıklayın. Sporun mantığı çok hoşuma gitti, göl donmuş da olsa bir şekilde kullanılıyor.

31/01/2015 Cumartesi : Kira sözleşmesine baktım, ev sahibi ayın birinde kirayı isterim diyor doğal olarak. Kira aylık 550 dolar, biraz da bende nakit bulunsun diye 700 dolar çekmek için çıktım evden akşamleyin, gittim evin yakınındaki Bank of Montreal ATM'sine. Parayı çekmeye çalıştım, hata verdi; en fazla 500 dolar çekebiliyormuşum günde. Mecburen öyle yaptım, 500 dolar çektim bir baktım 25 tane 20lik verdi. Yapacak bir şey yok, döndüm eve. Limite gıcık olmuşum, gece 01:00'e doğru çıktım evden tekrar, hafiften çok tatlı bir kar yağıyor, hava oldukça yumuşak. ATM'ye geldim, sen limitini doldurdun daha fazla para çekemezsin diyor makine. O anda bizim Türkiye'deki sistemi andım, saat 00:01'de yeni gün ve yeni limitler başlar ne güzel. Anladım 24 saat beklemek gerek, pazar günü akşam çıktım dışarı, bu sefer de hava buz gibi, insanın gözlerinden yaş getiriyor nerdeyse. Eldivenleri giydim hemen, fakat giyene kadar elim buz kesmiş, yolda da ısınamadı.Titreye titreye gittim ATMye, birkaç dakika elimin kendisine gelmesini bekledim. Ardından paramı çektim döndüm eve ödedim kiramı rahatladım.

02/02/2015 Pazartesi : Sabah kalktım okula gitmek için, baktım dışarıda şiddetli rüzgar var, kar da yağıyor. Her zamanki gibi giyindim, dışarıya bir çıktım; ben böyle soğuk görmedim hayatımda, eve dönüp sıcacık yatağımda uykuma devam edesim geldi. Yollarda kar birikmiş biraz, taşıtlar yavaş gidiyor, otobüs de gecikti ama otobüs beklediğim saniyeler saat gibi geliyor bana. Okula gidince hemen baktım hava sıcaklığına, şiddetli esen soğuk rüzgar ("wind chill" diyorlar burada) sonucunda hissedilen sıcaklık -40 dereceymiş. Sıcaklığı, daha doğrusu soğukluğu öğrenince boşa üşümediğimi anladım. İşin garibi, hayatın akışında bir değişiklik olur diye düşünüyordum bu kadar soğuk karşısında, okulda herkes normal yaşantısına devam ediyor (kahvaltı yapan var, ders çalışan var, spor salonunda sabah sporunu yapan var). O an tekrar anladım, bu ülkede yaşayacaksan soğuklar hayatının bir parçası olmalı, soğuklarla barış içerisinde yaşamalısın.

04/02/2015 Çarşamba : Kar yağışı ara ara kesilse de devam ediyor. Hal böyle olunca yollarda da kar var, arabaların dikkatli gitmesi gerekiyor haliyle. Sabah bindiğim otobüsü kullanan şoför, biraz fazla rahat ve cesur takılıyor, dönüşlerde çok yavaşlamıyordu. Sokağın birine dönerken otobüs biraz savruldu (halk tabirimizle göt attı da diyebiliriz :D) zor toparladı. Ben de en arkaya yakın olunca bayağı hissettim, insan ürküyor hafiften. Şoför otobüsü topladıktan sonra sürüşü sakinleşti oldukça kontrollü gitmeye başladı doğal olarak.

Burada bina katları numaralandırılırken hiç eksi kullanılmamış, en alt kata birinci kat demişler. Mesela bizim binada ben ikinci kattayım, ama yer seviyesinin altındayım, üçüncü kat yer seviyesinde. Çalışma masamın hemen solunda avlu gibi bir yapı var, yerden aşağıda olsam da dışarıyı (daha doğrusu güneş tarafından aydınlatılmış zemini) görebiliyorum. Kar yağışından ötürü avluda biriken kardan görüntüler (56, 57).

05/02/2015 Perşembe : Kanada'ya gelmişken buz hokeyi maçına gitmemek olmaz diyerekten Queen's Üniversitesi'nin maçına yollandık. Buz pateni şampiyonasını izlediğimiz yerde olacaktı maç, içeri bir girdik her tarafta kırmızı üniformalı insanlar var. İlk başta seyircilerin giydiği genel bir kıyafet mi var diye düşünürken, sivilleri de görünce rahatladık. Daha sonra karşı takımın Royal Military College olduğunu öğrenince, üniforma anlamlı bir hale geldi. Maç başlamadan önce bir görüntü (sarılı Queens, beyazlı RMC)(58). Maç esnasında iki tarafın da bando takımları müzikler çalıyordu, kendince oynayan insanlar vardı, ara ara seçtikleri seyircilerin yanına gidip soru soruyorlar bilirse ödüllendiriyorlardı. Maç oynanırken bunların yapılması farklı geldi, sonuçta bizim bildiğimiz maçlarda herkes maça odaklanır. Birkaç defa kavga çıktı maçta, o kavgaların birinden görüntüler (59, 60, 61). Kavga sonrasında kart göstermek yerine, cezalı oyuncular ceza kulübesine giderek ceza miktarına göre (2 dakika, 5 dakika) tecrit edilmiş bir şekilde oturuyorlar (62). Kavga sonrası yerlere saçılan sopalar, kasklar, eldivenler (63, 64). Gidilen maçta galip gelmenin verdiği mutluluk :D (65)

15/02/2015 Pazar : Dün yoğun kar yağışı vardı, bugün de hava durumuna baktığımda sabah saatlerinde "wind chill" ile hissedilen sıcaklığın -45 derece, öğle saatlerinde ise -35 derece olduğunu okuyunca, sakal kısaltmak için berbere gitmek yerine evde oturmak çok daha cazip geldi. Ev sahiplerim ve evde kalan diğer iki arkadaş Çinli olunca, 19 Şubat Çin Yeni Yılını kutlamak için öğleden sonra mutfakta buluştuk. Ev sahibi sağolsun öncesinde ne yiyip yemediğimi, alerjim olan herhangi bir yiyecek olup olmadığını sordu. Çeşit çeşit yemekler hazırlamış (66). Ev sahibi bayan, kızı ve evde kalan iki arkadaş (67). Yemek boyunca çatal kullanan tek kişi bendim, herkes ustalıkla çubukları kullanıyordu doğal olarak. Bir de kültürler-arası farklılıklar yaşadıkça öğreniliyormuş; bizde yemek yerken görgü kurallarımız uyarınca ses çıkarmamak gerekirken, Çinliler hüpleme şapırdatma sesleriyle yemeklerini yiyorlardı. Yemek sonrası içtiğim, bizim hoşafı andıran, sıcak tüketilen tatlı çorba (68). Yemek bitiminde ben (69). Yemek sonrası da porselen demlikte demlenmiş Çin çayı içtik. Çay içerken genel muhabbet, Kanadalıların sadece sallama çayı bildikleri, gerçek çayın demleme olduğundan haberdar olmadıklarıydı :D Yemekte herkes Çince konuşurken hiçbir şey anlamadan oturunca, Türkiye'deki yabancı öğrencileri daha iyi anladım.

Yemek boyunca öğrendiğim, bana ilginç gelen bilgiler:
- Aile 10 sene önce Çinden Toronto'ya taşınmış, orada 5 sene kaldıktan sonra Kingston'a yerleşmiş. Kingston'a geçmelerinin sebebi kızlarının (Shen) Queen's Üniversitesi'ni kazanması. Shen Toronto Üniversitesi'nde okumak istememiş oradaki yüksek Çinli öğrenci yüzdesinden ötürü. Anlattığına göre, bazı derslerde tutorial yapan Çinli asistan, sınıfta herkes Çinli olduğu için Çince tutorial yapıyormuş.
- Çinlilerin genel olarak başarılı olmalarının sebebi, çok küçük yaştan itibaren yoğun bir şekilde çalışmalarıymış. 6 yaşından itibarek okula başlıyorlar, ve her gün okuldan sonra en az 3 saat süren ödevlerle boğuşuyorlarmış. Matematiklerinin iyi olmasının sebebi buymuş, ama herkesin matematiği sevdiği de söylenemezmiş, zorunluluktan iyilermiş.
- Çinde ailelerin tek çocuk yapma hakkı varmış (genelde bildiğimiz bir şey). Daha fazla çocuk yaparlarsa, devlete yüksek miktarlarda vergi ödemek zorundalarmış (bizdekinin tam tersi :D). Fakat son yıllarda, genç nüfus oranının azalmaması için, evli bireylerin ikisi de tek çocuksa, onlara iki çocuk yapma hakkı verilmiş.
- Çince önceden yukarıdan aşağıya ve sağdan sola yazılan bir dilmiş. Daha sonra soldan sağa ve yukarıdan aşağıya yazılan bir dil olmuş. Önceden dikey okumaya alışkın olup sonradan yatay okumaya geçmek nasıl bir duygudur merak etmedim değil.
- Çinde çok parti var ama tek parti, Komünist Parti, söz sahibi. Herkesin seçme hakkı yokmuş, sadece "seçilmiş" kişiler seçebiliyormuş (nasıl "seçilmiş" olunur sorusuna kesin bir cevap alamadım). Ayrıca seçilmiş kişilerin mesela 400 puanla kazandığı üniversiteleri normal kişiler 600 puanla kazanabiliyormuş.

18/02/2015 Çarşamba : Bu hafta okul tatil, "Reading Week" diyorlar. Amacı isme gizlemişler, sınavlar öncesi güzelce çalışın diyorlar. Bizdeki gibi "Spring Break" gibi ismi ve amacı farklı değil :D Pazartesi-Salı okula gitmeyince, havayı da biraz iyi görerekten okula gittim. Sakalı kısaltmak için okuldaki berberi deneyeyim dedim, bir baktım çalışanlar bayan. Taksi ve otobüs şoförlerini bayan görmeye alışmıştım da bayan berber farklı geldi. Sadece top-sakal kısmı kalsın demeye çalıştım ama pek başaramamışım, sonuçta şöyle bir görüntü çıktı ortaya, ben de bir süre imajım böyle olsun dedim :D (laptop özçekimi) (70)

Bir de hazır aklıma gelmişken, hafif gıcık olduğum iki noktadan bahsedeyim. Birincisi bozuk paralar hakkında, alışmakta bayağı zorlandım. Mesela, paralar soldan sağa 1 dolar, 25 sent, 10 sent, 5 sent (71). Elimde 2 dolar yoktu, 2 dolar biraz daha büyük 1 dolardan. Fakat 5 senti 10 sentten büyük yapmak nasıl bir düşüncedir onu çözemedim... İkincisi de, ABD'de de olan vergi meselesi. Her şeyin fiyatı yazıyor, aldında "+ tax" ifadesi; dolayısıyla alışveriş sonrasında ne kadar ödeyeceğiniz, vergiler eklendikten sonra belli oluyor. Böyle yazmak yerine, bizdeki gibi baştan vergili fiyatları yazsalar insanlar da daha rahat eder kanımca.

20/02/2015 Cuma : Geçen bahsederken gıcık olduğum başka bir noktayı unutmuşum: Çoğu alılveriş marketinde poşetler parayla, cüzi bir fiyat (5 sent) ama Türkiye'de böyle bir uygulamaya alışkın olmayınca gıcık oluyor insan. Gereğinden fazla poşet verme, çevre için de güzel; fakat alışveriş sonrası bir de poşet için para vermek sinir bozucu. Neyse, gözüme çarpan bir çikolatayı göstereyim, tadı da gayet yerinde (72, 73). Fazla araştıramadım ama Nestle Canada tarafından üretiliyormuş (wiki).

27/02/2015 Cuma : Öğleden sonra Kingston Otobüs Terminali'ne gittim. İstikamet neresi mi, cevabı bağalntıdaki videoda. İki katlı otobüsün üst katında bir koltuğa oturdum (koltuk numarası yok). Otobüsten ve yoldan kareler (74, 75, 76, 77). İndikten sonra sağolsun Görkem karşıladı, oradan evlerine geçtik. Feyza'nın hazırladığı lezzetli yemekleri yedikten sonra bolca muhabbet ettik. Hafta sonu boyunca Quebec eyaleti ve Montreal hakkında öğrendiğim bazı bilgiler:
- Quebec eyaletinin sağlam Fransız milliyetçisi olduğunu öğrendim. Zamanında uçuşların büyük kısmı Montreal üzerinden gerçekleşirken, uçuşlarda ve servislerde Fransızca tabanlı bazı dayatmalardan ötürü firmalar Montreal-Quebec yerine Toronto-Ontario'yu tercih etmeye başlamış. Günümüzde Toronto, Montreal'e göre çok daha işlek bir havalimanına sahip.
- Toronto havalimanı ve Kingston tecrübelerime dayanaraktan gözlemlediğim bir şey: Ontario eyaletinde ilk dil İngilizce ama çoğu uyarı-bilgilendirme yazılarının altında Fransızcası da yer alıyor. Fakat Montreal'de, sadece Fransızca mevcut, İngilizce hiç yok; sadece ölümcül derecede önemli şeyler için altına ufacık İngilizce metinleri iliştirmişler. Hiç Fransızca bilmediğim için şehri gezerken UFO gören köylü gibi bakıyordum etrafa :D Gerçi öğrendiğim birkaç kelime oldu, "sortie-exit" ve "bienvenue-welcome" ikilisinden. Bir de Kingston'da otobüsler servis dışı olduğunda "Sorry, not in service" benzeri bir yazı oluyor, Montreal'de de öyle bir otobüs gördüğüm için "desole-sorry" ikilisini öğrenmiş oldum. Fransızcalaştırma o kadar ileri seviyede ki, KFC (Kentucky Fried Chicken) dünyanın her yerinde, hatta Fransa'da bile KFC olarak hizmet verirken, Montreal'de (tüm Quebec eyaleti için geçerli) PFK (Poulet Frit Kentucky) olarak hizmet veriyor. Başka bir örnek, Starbucks Coffee Montreal'de Cafe Starbucks benzeri bir isimle hizmet veriyor.
- Bağımsız bir ülke olmak isteyen Quebec eyaleti, İskoçya'daki referandumu yakından takip etmiş, her tarafta İskoçya bayrakları varmış. Fakat referandumdan bağımsızlık kararı çıkmayınca eyalet genel bir sessizliğe bürünmüş.
- Montreal'de İngilizce eğitim veren 2 tane üniversite var: Concordia ve McGill. Hal böyle olunca, bu üniversitelere gelen öğrenciler-akademisyenler İngilizce biliyor, genelde Fransızca bilmiyor. Öğrenci ve akademisyenlere hizmet verebilmek için de şehirdeki esnaf İngilizce bilmek zorunda. Bazı koyu Quebecliler, eyalette İngilizceye gerek kalmaması için bu iki üniversitenin kapatılmasını ya da Fransızca eğitim vermesinin sağlanmasını savunuyormuş.

28/02/2015 Cumartesi : Öğle saatlerinde çıktık yola Görkem'le, metro+otobüsle şehre adını veren dağa gittik : Mount Royal. Dağdan şehir görüntüleri (78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94). Daha sonra otobüsle tekrar şehre döndük. Yukarıda saymayı unuttuğum başka bir Fransızca kelime (95). Şehirdeki Starbucks'lardan biri (96). Yemek için şehirdeki ünlü poutine'cilerden birine gittik (97). Tam bir kalori bombası, bolca patates kızartması ve eritilmiş peynir var, onun dışında seçtiğiniz poutine'e göre farklı şeyler (et, tavuk, vejeteryan vb.) ekleniyor. Şehirde dolaşmaya devam ederken sahibi Türk olan bir kafe, menüde (98) paçanga böreğini görebilirsiniz.

19 Şubat'tan 1 Mart'a kadar devam eden festivalin (Montréal en lumière - Montreal High Lights Festival) son hafta sonuna denk geldiğimiz için şehrin çoğu yeride farklı etkinlikler ve eğlenceler mevcuttu. Bu doğrultuda biz de bir yere oturup kahve içtikten sonra Feyza ile buluşup Olimpiyat Stadı'na (99) gittik. Stadın üstü kapalı ama nasıl kapalı çok çözemedik (100, 101, 102, 103, 104, 105, 106). Stadın metro durağında olimpiyat logosuyla fotoğraf çektirmemek olmazdı tabii (107). Metroların tekerlekleri çok farklı geldi (108, 109). Sonra araştırdım ki bazı metrolarda kullanılıyormuş bu tip tekerler (wiki). Oradan şenlik alanlarından birine gittik, baktık bazı yerlerde ateş yakmışlar isteyen sosis-sucuk-marshmallow ısıtıp afiyetle yiyor. Hemen biz de aldık marshmallowları, ısıtıp afiyetle yedik (110, 111).

01/03/2015 Pazar : Kahvaltı için Feyza-Görkem sağolsun güzel bir yere gittik, isminde de hoş bir kelime oyunu var :D (112) Oradan stadın yanındaki eğik kuleye gittik (113). Kulenin tepesine gerilen kablolar kulenin eğik durmasını mı sağlıyor şeklinde geyik yaparak kuleye doğru ilerledik. Kuleye asansörle tırmanırken (asansör de çapraz çıkıyor, dik değil) ve kuleden Montreal manzaraları (114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149). Şehre yukarıdan baktıkça, şehir planlamasının ne kadar faydalı ve güzel olduğunu görebiliyorsunuz, özellikle Türkiye ile karşılaştırınca insan daha iyi anlıyor planlı şehirleşmenin önemini... Kulenin tepesinde gezerken, maketlere bakınca kulenin eğriliği, kulenin tepesindeki kablolar ve stadın nasıl kapalı olduğu sorularının cevaplarına ulaştık ve yapanları takdir ettik (150, 151, 152). Kule kendi alanında dünyada birinciymiş (153, 154). Kule tepesindeki hediyelik satan yere Şener Şen'in "ben bu yaz nerdeydim" videosundaki ilgili kareyi göstererek "Montreal Olimpiyat" tişörtünü sorduk. Görevli 40 sene önce olduğu için, 10 sene önce tişörtlerinin üretiminin bittiğini, ama 3 sene önce yeniden başladığını söyledi. Kulenin tepesinde yokmuş ama aşağıdaki yerde varmış, bizim için açtılar sağolsunlar biz de affetmedik aldık tişörtümüzü.

Oradan çıkıp Notre-Dame Bazilika'sına gittik, Fransa'da varsa Montreal'de neden olmasın Notre-Dame :D (155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162). Oraya kadar gitmişken mum yakmamak da olmazdı tabii (163, 164). Şehrin kurucularından Maisonneuve heykeli (165). China Town tarafından bir binanın tepesi (166). Hoşuma giden bir kare (167). Baktık buzlara oyuklar açmışlar, biz de hemen girdik oyuklara (168, 169). Gördük, kaçırmadık hatıra fotoğrafını Görkem'le (170). Daha sonra eve geçtik, dinlenirken bahse konu videomuzu çektik, Feyza, Görkem hep beraber çalıştık sağolsunlar :)

Home